Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30.03.2026 tarihli ve E. 2025/12146, K. 2026/3403 sayılı kararı, 23 Ekim 2026 tarihli ve 33409 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Daire, sigorta şirketinin Sigorta Suistimalleri Bilgi Paylaşım Sistemi'ne (SİSBİS) işlediği bir kaydın silinmesi için açılan davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olduğuna karar verdi.
Kısaca
- Uyuşmazlık, sigorta şirketinin SİSBİS veri tabanına hatalı olarak işlediği kaydın silinmesi talebine ilişkin.
- Asliye ticaret mahkemesi davayı esastan kabul etmiş ve kararı kesin olarak vermişti.
- Adalet Bakanlığının talebiyle inceleme yapan Daire, davacının tüketici, sigorta şirketinin sağlayıcı olduğunu ve davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtti.
- Karar, sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozuldu.
Dava
Davacı, kendi adına kayıtlı aracın 2010 yılında bir trafik kazasına karıştığının, kendi bilgisi dışında ve imzası bulunmayan bir kaza tespit tutanağıyla kayıt altına alındığını; bu kaza nedeniyle zorunlu mali sorumluluk sigortacısının açtığı hasar dosyası üzerinden aleyhine SİSBİS kaydı oluşturulduğunu ve kayıttan 2019 yılında tesadüfen haberdar olduğunu ileri sürdü. Bu kayıt nedeniyle uzun süre sigorta hizmetlerinden yararlanamadığını belirten davacı, kaydın haksız olduğunun tespitini ve düzeltilmesini ya da kaldırılmasını istedi.
İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, bilirkişi incelemesi sonucunda davacının söz konusu kazadan haberinin olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davayı kabul etti ve SİSBİS kaydının olmadığının tespitine karar verdi. Karar kesin olarak verildi.
Kanun yararına temyiz
Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulmasını istedi. Bakanlığa göre davacı, aracını kişisel amaçla kullanan bir tüketiciydi; uyuşmazlık zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanıyordu ve dava, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığından görevli mahkeme tüketici mahkemesiydi.
Yargıtay'ın değerlendirmesi
Daire, 6502 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre Kanunun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsadığını hatırlattı. Kanunun 3 üncü maddesindeki tanımlar uyarınca davalı sigorta şirketi "sağlayıcı", sunulan hizmet de "hizmet" niteliğindeydi; tüketici işlemi tanımı sigorta dahil her türlü sözleşme ve hukuki işlemi kapsıyordu.
Türk Ticaret Kanununda sigorta hukukuna ilişkin hükümler bulunsa ve TTK'nın 4 üncü maddesi bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan davaları ticari dava saysa da, 6502 sayılı Kanunun 83 üncü maddesinin ikinci fıkrası; taraflardan birinin tüketici olduğu işlemlerde diğer kanunlarda düzenleme bulunmasının, işlemin tüketici işlemi sayılmasına ve Kanunun görev ve yetki hükümlerinin uygulanmasına engel olmayacağını öngörüyor. Daire, bu özel düzenleme nedeniyle TTK'nın göreve ilişkin hükmünün dikkate alınamayacağını belirtti.
Dosyada davacının tacir olmadığı ve sigortalı aracın ticari nitelikte olmadığı anlaşıldığından davacı tüketici olarak kabul edildi. Uyuşmazlık, sağlayıcı konumundaki sigorta şirketinin tüketiciye yönelik uygulamasından doğduğu için Kanunun 73 üncü maddesi gereğince davaya bakma görevi tüketici mahkemesine aitti. Görev, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114 ve 115 inci maddeleri uyarınca bir dava şartı olduğundan ve kamu düzenine ilişkin bulunduğundan yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmeliydi.
Sonuç
Daire, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekirken esasa girilerek karar verilmesini usul ve yasaya aykırı buldu. Adalet Bakanlığının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayanan talebi kabul edildi ve karar, sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozuldu.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 363 üncü maddesine göre kanun yararına bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmıyor; yani asliye ticaret mahkemesinin taraflar arasındaki hükmü geçerliliğini koruyor. Aynı maddeye göre bozma kararının bir örneği Adalet Bakanlığına gönderiliyor ve Bakanlıkça Resmî Gazete'de yayımlanıyor.